26/10/2007 · Kategori: EDEBI

Suskunlar, İhsan Oktay Anar

Bugün Hürriyet'in Kitap ekinde görünce sevindim. Son zamanlarda ne kitapçı geziyorum ne de sitelerden takip ediyordum. Baskı için Ekim 2007 dediğine göre birkaç günlük mesele olmalı bu. Gecikmemişim sayılır. Uzun zamandır elime almamıştım roman, arada bir aldıklarımın ise sonunu getiremeden atmıştım bir kenara: kesmemişlerdi. Ya çeviri idiler, yahut romandan beklediğim o edebi tadı vermemişlerdi.

Puslu Kıtalar Atlası (1995), Kitab-ül Hiyel (1996), Efrâsiyâb’ın Hikâyeleri (1998), Amat (2005) sonrasında iyi gelecek.  Ve biliyorumki benim gibi İhsan Oktay Anar takipçisi pek çok okur var. Haberi olmayanların olursa, sevinirim bende.


İhsan Oktay Anar

Eflâtun rengi hayaller kuran bir “suskun”un sözleridir, bu roman. İşittiğini gören, gördüğünü dinleyen, dinlediğini sessizliğin büyüsüyle sırlayan ve tüm bunların görkemini hikâye eden bir adamın alçakgönüllü dünyasına misafir olacaksınız, satırlar akıp giderken. O ise, muzip bir tebessümle size eşlik edecek, sessizce... Sayfaları birer birer tüketirken, benzersiz erguvanî düşlerin “gerçekliği”nde semâ edeceksiniz ve bu düşlerden âdeta başınız dönecek. Hayat kadar gerçek, düş kadar inanılmaz bu dünyanın tüm kahramanlarının seslerini duyacak, nefeslerini hissedeceksiniz. Çünkü Suskunlar, sessizliğin olduğu kadar, seslerin ve sözlerin, yani musikînin romanıdır. Sonsuzluğun derin sessizliğinin “nefesini üfleyen” ve ona “can veren” bir adamın hayallerinin ete kemiğe bürünmüş kahramanları, en az sizler kadar gerçektir; ya da siz, en az onlar kadar bir düş ürünü... Bağdasar, Kirkor, Dâvut, Kalın Musa, İbrahim Dede Efendi, Rafael, Tağut, Veysel Bey ve diğerleri... Onlar, sessizliğin evreninden İhsan Oktay Anar’ın düş dünyasına duhûl ederek suskunluklarını bozmuşlardır. Bir meczûp aşkı tattı, bir âşıksa aşkına şarkılar yazıp ruhunu maviyle bezedi; diğeri, kaybolduğu dünyada bir sesin peşine düşerek kendini buldu. Nevâ, belki de, herkesin âşık olduğu bir kadının pür hayâliydi. Hayâlet avcısı, kendi ruhunu yakalamaya çalıştı. Zâhir ve Bâtın ise, zıtlıkların muhteşem birliğinde denge bulan iki ayrı gücün cisimleşmiş hâliydi. Suskunlar’ı okuduktan sonra aynaya bakmak, yansıyan aksinizde gerçeği görmek, gördüğünüzü işitmek ve duyduklarınızla sağırlaşıp susmak isteyeceksiniz. Sayfalar tükenip bittiğinde, kim bilir, belki de “suskunlar”dan biri olacaksınız…

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

1 yorum yazılmıştır

Yazan:shakayik | Tarih: 2007-11-03 17:38:13
Konu: Suskunlar

Bende sabırsızlıkla bekliyordum Oktay İhsan Anarın son kitabını. Henüz okumadım ama Suskunlar ismi bana yabancı gelmiyor. Galata Mevlevi hanesinin bahçesindeki hazireden mi ismini aldı acaba....

Bağlantı »

« Önceki :: Sonraki »