Oğulun oğlu ya da babanın babası: Babam ve Oğlum
Beyoğlu Sine Pop sinemasına ilk kez gittim. Cumartesi günü. Filmin başlamasına yarım saat vardı ve yer çok az kalmıştı. En önde ve 3. sırada köşe yer vardı. En ön olsun dedim; nereden bileyim en önün perdenin dibi olacağını. J İlk kez dipten film seyretmiş oldum. En azından önüme kafa gelmedi. Hakkaten bu konularda şanssız bir insanım: o an sinemaya gelen en iri şahıs muhakkak ki benim önümde oturur. J
Sinemaya gitmeyeli uzun zaman olmuştu. Seçerek ve sadece özel filmlere giderim. Bazan ise sırf filme destek olmak adına sinemada seyretmeyi tercih ediyorum. Genelde evde seyretmeyi seviyorum. İstediğim zaman seyretme ve özellikle sinema seyircisinin “sinemaya gitmiş olmak için gitmesi” nedeniyle çevresine rahatsızlık vermesinde ötürü sinemada seyretmeyi sevmiyorum. Yanındaki ile konuşmalar, koltuğu itip kalkmalar, şapur şupur mısır patlağı yemeler vs. Yoksa, büyük perde ve iyi ses sisteminin avantajlarını tartışılmaz. Kapatmak lazım sinema salonunu ama o kadar zengin değilim J
Babam ve Oğlum: İnsanın içine dokunan bir film. Anneler üzerinedir bütün filmler ve hatta hayat. Babalar hep unutulur; ikinci, üçüncü sıra bile yine annelerindir. Halbuki babalar yansıtmaz, yansıtamaz; anne kadar olduğu gibi değildir. Olduğu gibi olamaz, rolü gereği sağlam durmalıdır; daha sağlam olduğu için değil. İçine gömer duygularını bütün coşkusuna rağmen. Aklı ile duyguları savaşır ve akıl kazanır daima, kazanmalıdır. Duygular annelerin tekeline verilmiştir hayat tarafından.
Oyuncuların rollerindeki başarısı tartışılmaz. Çetin Tekindor’u Küçük Ağa’dan bilirim. Çocuktum o zamanlar. Sene kaç hatırlamıyorum ama 80’ler olmalı. Yıllar sonra, -yine bu sene- Küçük Ağa’nın bütün CD’lerini edindim ve bir akşam başladım, neredeyse sabaha kadar bütün diziyi baştan sona seyrettim. Eşi de bizim liseden mezunmuş.
Fikret Kuşkan: Birkaç seneye kadar mühim bir oyuncu olacağına şüphem yok. Hani en iyi filmlerine henüz başlamamış hissi veriyor bana, bir çömezlik var üzerinde henüz atamadığı. Hümeyra ise bana göre filmin yıldızı. Oldum, piştim demiş.
Bir oğulun, babaya emaneti. Babadan oğula, oğuldan yine oğula, yani toruna.
Dede ile torun arasına baba giremez. Dede buna müsaade etmez. Oğluna rağmen torunudur, oğlunun oğlu değil.
Dedelerin kendi çocuklarına gösterirken sakındığı o sevgilerini; çocuklarının çocuklarına gösterirken olabildiğinde açmalarını hep garipseriz. Siz hiç babanınızın sırtına çıkmazken, birşey istediğinizde azar işitirken, sizin çocuğunuz şaklaban eder ve hiç sesi çıkmaz; aksine mutlu mesud olurlar bu durumdan.
Bu filmi seyretmeniz lazım. Babanızı anlamanız için hiç değilse.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!